tiny kadınları

Şişli- İSTANBUL 
info@tinybrandshop.com
Bedia, seni biraz tanıyalım. Kimlerdensin, ne yaparsın, nerelere gidersin?

Bedia ben, SEIH markasının kurucusuyum ve İstanbul’da yaşıyorum. Sabahları herkes için gece sayılabilecek bir saatte güne başlıyorum ve haftanın her günü öğleden sonraya kadar atölyede çalışıyor oluyorum. Kalabalığın içinde kendine alan açıp yalnız olmayı sevenlerdenim. Sakin ve dingin bir yaşam biçimi pek bana göre değil. Dolayısıyla karmaşanın içinde kendi düzenimi yaratırken yaşayabiliyorum. Ve her zaman bir yere-bir şeye doğru koşmayı seviyorum çünkü ben kendi devamlılığımı sağlayabilmek için hareket halinde olmalıyım. Ancak o zaman nefes aldığımı hissedebiliyorum.

Zamanı kaçırmak istemiyorum, arkama bakmadığım her an benim için yasamaya değer ve bu anı yaratmak için sürekli hareket halinde olmayı seviyorum. Koşmanın verdiği yorgunluk benim için büyük bir haz çünkü denediğimi hissediyorum. Denemeye değer olanı arıyorum ve bu arayışta sürekli yeni bir ben buluyorum. Bazen çok seviyorum bazen hiç sevmiyorum.

Kendini bulmak için çaba harcadığın bir dönem oldu mu, olduysa bu yolda nelerden vazgeçtin?

Açıkçası evet, kendimi buldum dediğim her an başka bir Bedia arkadan sinsi sinsi gülerek el salladı bana. Kendimi bulma arayışım, ben var olduğum sürece devam edecek, bu kesin! Ama ne yaşarsam yasayım umarım bu arayışlar beni her zaman Bedia’nın bir üst versiyonuna götürüyordur. Daha iyi bir insan, daha iyi bir arkadaş, daha iyi bir sevgili; sevdiklerine, işine ve karşılaştığı her seye layık olmaya çalışan biri! Hakkını veren bir Bedia.

Tutku, senin için neyi ifade etti/ediyor? Dönüp baktığında, tutkulu olduğun konular yıllar içinde nasıl değişti?

Geçenlerde bir yerde okumuştum. Tutku, aşkın ve düşlerin en şiddetli ilk acımasız duygusu. Belki de yaşamın vazgeçilmez yedi duygusunun en tanrısal olanı. Tutku bir fırtınadır kalbin ortasında başlayan ve giderek tüm bedene yayılan. Ben bu konuda ne olgunlaştım ne de değiştim.

Seni fotoğrafçı olarak tanıdık. Şu anda minderlere odaklanan, son derece şahsına münhasır ve sevilen bir marka olan Seih’in kurucususun. Bu kariyer değişimi nasıl gerçekleşti?

Bana en çok sorulan ve asla cevap vermek istemediğim bir soru bu. Çünkü ben bir karar verdim de o yola girdim gibi bir şey değil. Kendimin dışına çıkmayı seçtim, başka bir yerden kendime baktım ve  olacak olanlar zaman içinde kendiliğinden gerçekleşti. Artık buradayım e-ticaret yapıyorum ve çok sevdiğim bir markam var. Sahip olduklarıma her gün şükrediyorum. Bir şeyi yapma-başarma potansiyeliniz varsa mutlaka bir yerde saklanmış başka bir seçeneğiniz daha vardır ve inanın onu aramaya koyulduğunuzda onu bulacak ve başaracaksınız. Ondan çok da uzakta olmadığını gördüğünüzde şaşıracaksınız. Sadece arayışta mısınız ve bu değişimi istiyor musunuz? Benim aradığım; yaptığım işten daha iyi bir iş ne olur sorusu değildi. ‘Ne yaparsam şu an yaptığımdan daha iyi yaparım, daha çok severim ve daha çok odaklanırım’dı. Soruları doğru sorduğunuzda cevaplar zaten önünüzde.

Her şeye tamamen sıfırdan başladığın bir dönem oldu mu? Motivasyonun ne oldu?

Olmaz mı? Çaresiz kalmaktı ve bu benim seçimimde değildi, asla dramatik bir yerden söylemiyorum. Bağlayıcı bir duygu, elini kolunu zihnini bütünüyle, ve bundan çıkabilmek için başka bir dünya başka bir hayat ve bildiğim her şeyin başka başkalarını var etmem gerekti. Yeni bir dünya kurma cesareti bana çaresiz kalmakla geldi ve bende bunu mümkün kıldım artık bir öncekinin çok daha iyi bir sürümünü yaşıyorum.

Her zaman birbirine bağlı yeni hayatlar kurmak mümkün.

‘Güçlü kadın’ senin için ne ifade ediyor?

İnsanları güçlü-güçsüz diye ayırmak istemiyorum çünkü güç açığa çıkacağı zamana kadar hepimizin için zaten var. Sadece onu kullanmayı tercih eden veya kullanmak zorunda kalan insanların olduğuna inanıyorum. Ben bunu şöyle tanımlıyorum; gücünü kullanmak, güçsüz kalmayı seçmekten daha kolay bir eylem.

Basitçe;  düşünsene bir yere varacaksın, oraya seni birini götürmesi için belli belirsiz bir süre bekleyeceksin, biri çıkıp seni götürecek mi? O da belli değil. Ne büyük bekleyiş! Ve belki sonsuza dek sürecek. Halbuki sen gitmeyi seçersen, varmak istediğin yere-şeye varabileceksin. Ya gidemezsem diye bir şey yok, sen gitmek istersen varmama ihtimalin de yok. Ha ulaştığın yer hayalini kurduğun gibi olmayabilir o zaman da edindiğin deneyimleri çantana koyacak ve yeni bir rotaya yelken açacaksın. Gücünü kullanmayı seçen cesur insanlar her zaman bilir; hiçbir engel geçilemez hiç bir zorluk aşılamaz değildir.

‘Kendime yetiyorum’ dediğin ana götürebilir misin bizi?

Programsız bir günümde bir saat trafikte kaldıktan sonra nihayet evime ulaşabiliyorum. Taksim’de gürültünün en çok olduğu yerde kocaman bir sessizlik içinde evime giriyorum ve derin bir oh çekiyorum. Ardından duşa atıyorum kendimi, sonrasında mutlaka yarım saat kestiriyorum. Uyandığımda hava biraz kararmış oluyor ve telefonda biraz lak lak, bugün ne yesem diye düşünürken yine her gün yediğim aynı yemeği söylerken buluyorum kendimi. Yemek gelmeden Netflix açıyorum. Biraz film, biraz WhatsApp kız gruplarında dedikodular, biraz yapılmasa da olur alışverişler, sonra yine yatağıma geçiyorum ve başlıyorum büyük hayaller kurmaya. Sabah 05.30 da alarmım çalıyor ve işe gidiyorum. İşin yoğunluğunda yine evime gidip her gün yaptığım şeylerin özlemiyle paydos saatimin gelmesini bekliyorum.

Son dört yıldır olduğum kişiyi çok seviyorum ve asla yargılamıyorum. Çabaladığım sürece kendimi her halimle kabul etmeyi ve kendimi eleştirmemeyi öğrendim. Kendimi sevmeye başladığım o andan itibaren kendimden hiç sıkılmadım. Çok mutluyum ve yine en önemlisi tüm bu basit gündelik şeyleri yapabilme imkanını tek başıma kendime ben sağlıyorum.

Hala kadın haklarını konuşuyor olmak sana nasıl hissettiriyor?

İnsan hakları, kadın hakları, hayvan hakları ve daha bir çoğu, bunları konuşmak zorunda olduğumuz için sadece utanıyorum. İnsan ruhunun beyazlığa ihtiyacı var, beyaz olan kararmaya başladığında her şey çok acımasızlaşıyor ve kelimeler yetersiz kalıyor.

İş hayatında totemlerin var mı?

Çalışmayacaksam bile haftanın her günü ofise uğruyorum. Kapıdan içeri mutlaka girmem gerekiyor.

Bir kadının hayatında alabileceği en cesur karar sence ne olabilir?

Bence her eylem ne olursa olsun cesaret isteyen bir kararla ortaya çıkıyor ama en cesur kararları veren ruhlar sadece en iyisini yapmak isteyen ve en safını sevebilecek olanlar.

Bu aralar kendine en çok sorduğun soru hangisi?

Güven. Güvende miyim? Güveniyor muyum? Benim için kelimelere dökmesi en zor duygulardan biri. Güven duygusunun varlığında huzur bulabiliyorum yokluğundaysa aksiyona geçebiliyorum. Hayattaki tüm savaşımı güvende kalabilmek ve huzurumu sağlayabilmek için verirken ironik bir şekilde eyleme geçebilmem için de ayağımın bir noktada kaygan zeminde olması gerekiyor. Ne büyük çelişki! Kendime yaptığım ne büyük işkence.

Hareket alanın/rotan neresi?

Ege ve ya Asya.

Son soru: Şu an üzerinde ne var?

Çizgili kırmızı beyaz takımlarım, çoraplarım ve Crocs’larım.

Prev
Next