tiny kadınları

Şişli- İSTANBUL 
info@tinybrandshop.com

Seni biraz tanıyalım. Kimlerdensin, ne yaparsın, nerelere gidersin?

Kimlerdenim diye sorarsanız, geçmişime baktığınızda ‘mavi kan’ diye adlandırılan bir aile soyum var. Atatürk’ün sağ kolu Hüsrev Gerede’nin torunuyum. Ama sonuçta bir insanım ve açıkçası kendimi uzaylı gibi hissediyorum. Rüzgar nereye esiyorsa oraya giderim. Bazı ülkelerle bitmemiş hikayelerim var. Ne yaparım?.. İnsanlara yardım etmeyi seven bir insanım, insanları daha fazla nasıl hizmet edebilirim diye elimden geleni yaparım, yardımım dokunabilirse bir şekilde bir insanın hayatını bir sözüm ya da tavsiyemle değiştirebilirsem çok haz duyarım. Bir kare fotoğraf çektiğimde o kareye insan baktığında başka bir dünyaya götürüyorsa onu ve duygulanıyorsa ve ruhunu okşuyorsa o zaman başarılı olmuşumdur.

Bennu Gerede’yi nasıl tanıyoruz?

Bennu Gerede: Survivor öncesi sosyetik fotoğrafçımız. Bennu, Survivor sonrası halkın sevgisine ve beğenisine ulaşmış bir insan, çok tatlı bir kadın. Ama ondan önceki yılların birikimiyle, ‘bir sürü projeye imza atan başarılı bir fotoğraf sanatçısı’ olarak tanınmıyorum. Tek başıma dört çocuk büyüttüğüm ve evlilik dışı çocuk yaptığım için de ‘güçlü kadın’ olarak nitelendiriyorlar beni. Ama en güzeli ‘Teksaslı kezban de marjinal’!

Bu aralar kendine en çok sorduğun soru hangisi?

“Nasıl daha faydalı bir insan olabilirim ve kendime daha iyi nasıl bir insan olarak yapabilirim?”

Seni en son ne heyecanlandırdı?

Yeni bir marka yaratıyorum: God Bless the Cow. Beni inanılmaz derecede heyecanlandırıyor. Çünkü dünyamıza zararsız ve vegan ürün üretiyoruz. Her an her yerde giyilebilir ürünler ve hepsi üniseks. Üstelik hepsini hapishanedeki mahkumlar dikiyor. Yani projenin sosyal sorumluluğu da var.

Bir kadının hayatında alabileceği en cesur karar sence ne olabilir?

Bir kadının alabileceği en cesur karar… Çaresiz ve çıkmaz bir pozisyondaysa cesareti bulup o durumu terk etmesi; dolayısıyla kendine inanması alacağı en cesur karar. Kimseye muhtaç, mahkum olmadan kendi özgürlüğüne kavuşması. Korkmadan özgürlüğünü ve hayallerini yaşaması, yani aslında sadece kadın değil hepimiz için geçerli bir konu bu.

Hayatının kırılma noktası ne oldu? Sonucunda rüzgar seni hangi yöne savurdu?

Hayatımda birçok kırılma noktası oldu ama en son 15 Temmuz’da yaşadım. O dönem bir de terör saldırısı oluyor, bombalar patlıyordu. Ülkemizin gidişatı hiç iç açıcı değildi. Kendimizi bir kısır döngü içerisinde bulmuştuk. Bu monotonluğu kırıp yeni bir şey tecrübe edelim istiyorduk. Oğullarıma da onlarla yurt dışında okuyacağız, oturacağız diye sözüm vardı. Bir gün Dilan, “Bali’ye yerleşelim.” dedi. Bali’de hem dalga sörfü hem ortam hem hava hem spiritüalizm, yoga bir sürü şey bana hitap ediyordu. Araştırdım, annemle kalkıp gittik, üç-beş gün kalıp dönüp sonra çocuklarla iki hafta içerisinde yerleştik. Ben ve dört oğlum.

Annenden aldığın ilk ve son nasihat neydi?

Tek annemden değil hem annem hem babamdan aldığım ilk ve son nasihat: “Hiçbir erkeğe muhtaç olma, kendi ayakların üstünde dur.”

Peki senin, oğullarına verdiğin ilk nasihat?

“Rüyaların peşinden git, ta ki gerçekleşince kadar. İstediğin her şeyi başarabilirsin.”

Tutku, senin için neyi ifade etti/ediyor? Dönüp baktığında, tutkulu olduğun konular yıllar içinde nasıl değişti?

Tutku benim için dünyayı ifade ediyor: hayatımı, yaşam tarzımı. Tutkusuz olmadığım bir anı ölmüş gibi hissediyorum. O zaman yaşadığın anı, aldığın nefesi çok yoğun hissediyorsun. Çok derin bir duygu. Aşkı tutkusuz yaşayamam, fotoğrafçılığı tutkusuz yapamam… Hayat tutkusuz sönük. Tutkum zamanla nasıl mı değişti? Belki biraz daha dinginleşti diyebiliriz ama hala mevcut ve yoğun.

Hareket alanın neresi?

Hareket alanım çok geniş, sonsuz. Her an her yerde yaşayabildiğim için comfort zone’um yok. Dolayısıyla hareketlerim geniş olabiliyor. 🙂

         

Sana en özgür hissettiren yer?

En özgür hissettiğim yerler için ülkeleri söyleyeceğim. Biri Bali, öbürü de Amerika. Ama en özgür hissettiğim yer doğa. İki ülkede de gerçekten kendimle gerçekten özdeşleşiyorum. O iki ülkeyle bitmemiş hikayelerim var ve tekrar oralarda yaşamak durumundayım.

Bizi Bali’de normal bir gününe götürür müsün?

Sabah yedide kalkıyorum, 15 dakika meditasyon yapıyorum. Oğullarıma kahvaltı hazırlıyorum; en ufak oğlum Kai’yı motorumun arkasına bindirip okula götürüyorum. Oradan spora ya da yogaya gidiyorum. Ardından plajda bir saat yürüyorum; sonra dersim varsa (pilates hocası olmuştum) derse gidiyorum yoksa eve gidip bir sürü araştırma yapıp, çalışmalar yapıyorum. Gün bitimine doğru da alışverişe gidiyor, akşam yemeği hazırlıyorum. Kai’yı alıyorum. Tabii her günüm farklı, bu yalnızca bir tanesiydi…

Son soru: Şu an üzerinde ne var?

Eşofman ve kocaman uzun kollu bir t-shirt.

Prev
Next